• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905055441076
  • https://www.youtube.com/channel/UCEXc-5hgTC1kxZkxHJ8JS8g/videos

Artvin Yaşam Eğitim ve Kültür Derneği / AYEK-DER

Şavşat Tepeköy Geleneksel Yaşam Kültürü Müzesi

Aşkın GÖKTÜRK
askingokturk@hotmail.com
AĞAÇ VE İNSAN
20/06/2021

Ağaç ve İnsan

Kime sorarsanız sorun, ağaçlarla ilgili mutlaka söyleyeceği bir şeyler vardır. Beşikten mezara kadar kullandığımız malzeme, oksijen kaynağı, toprak koruyucu vb. daha birçok cümle duyabilirsiniz. Ama bir ağaç bunlardan daha fazlasıdır.

...“Adam ağaca tekrar baktı, aslında odun olan bu ağaç değil, benmişim meğer” diye geçirdi içinden…” Bitkilerle sohbet kitabından alıntı olan bu cümle; “bir ağacı sadece odun olarak” görmeyen birinin dilinden dökülen bir “ders almanın” özeti niteliği taşıyor. Ağaç, toprağa bağlı, hareketsiz, rüzgârda dalgalanan ve ihtiyaç duyulduğunda yararlanabileceğimiz bir varlık gibi görünse de insan ile arasında hem var oluş hem de yaşam mücadelesi bakımından benzerlikleri bulunmaktadır. Bu benzerlikler insana, bir “ağaç” gibi bütün zorluklarda dimdik durabilmesi için görsel bir “öğüt” gibi de değerlendirilebilir. Kişisel gelişim kitaplarında insanlara tavsiye edilen birçok davranışın örneğini ağaçlarda görebilmek mümkündür. Görebilmek için ise onlara bir “odun” olarak bakmamak gerekir.

Şairlerimizden Nazım Hikmet ağaçların görsel olarak sergilediği birlikteliğe bakarak “Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine…” dese de gerçekte bir ormanın o sürece gelene kadar kaç tane kardeşini feda ettiğini çoğu insan bilmez. Kozalaklı bir ağaçtan milyonlarca tohum dökülür. Bunların ancak yarısı kadarı gerçekten çimlenebileceği bir ortama düşer ama bunların büyük bir kısmı da çimlenme fırsatı bulamadan fare, kuş ve diğer kemirgenler tarafından yok edilir. Çimlenmeyi başaranlar metrekarede yüzlerle ifade edilebilse de güneşin kurutucu etkisi, su azlığı, ışığını kesen diğer bitkiler nedeniyle zamanla onlarla ifade edilebilecek sayılara düşerler. Hayatta kalan bu fidanlardan da bulunduğu ortamın besininden suyundan, ışığından en iyi faydalanabilen hayatta kalır. Işık için boyunu uzatabilen yaşamına devam eder ama kendisinden geride kalan kardeşini ölüme mahkûm eder. Dışardan bakınca görünmeyen de budur. O ağaçlar hayatta kalmak için kaç tane kardeşini geride bırakmıştır acaba. Doğadaki bu yaşam savaşının sonucudur gördüğümüz görkemli ormanlar. Ama bunu bir egoistlik olarak görmemek lazım. Bizdeki yaşam savaşı da küçüklüğümüzden itibaren başlamıyor mu? Kreş, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, yetmedi yüksek lisans, doktora… Bütün bunlar daha iyi bir eğitim daha iyi yaşam şartlarına sahip olmak için değil mi? Bir meslek sahibi olana kadar bir sonraki eğitim aşamasına geçebilmek için milyonlarca öğrenci sınavlarda yarışmıyor mu? Sınavlarda başarılı olanlar daha iyi okullarda devam etmiyor mu yoluna… Ağaçlar arasındaki yaşam savaşı da buna benzer. Bizdeki yaşam savaşından farkı ise doğada kaybedenin bütün varlığı ile kaybetmesidir.

Ağaçların da her canlı gibi bir yaşam seyri vardır. Yaşamlarında besin, su ve ışığa ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyaçları türler arasında farklılık gösterse de hepsi için yaşamsal öneme sahiptir. Su ve beslenme insan için nasıl bir öneme sahipse onlar için de öyledir. Ama ışık olmazsa, su ve besinin olması onlar için bir anlam ifade etmez. Bu ihtiyaçlarını en az düzeyde bile olsa karşıladıkları sürece bir “ağaç” olarak yapabileceklerinin en iyisini yaparlar. Şikâyet etmeden, ellerindeki imkânlar ne ise o imkânlarla yapabilecekleri en iyi gelişimi yaparlar. Bu özelliklerinden dolayı, toprağın neredeyse hiç olmadığı sarp kayaların üzerinde bile dimdik büyüyebilmiş ağaçlar görürüz. Ellerindeki imkânları azımsayıp sürekli şikâyet eden insanlar için gerçekten güzel bir öğüttür bu ağaçlar.

Ağaçlar, kök yapıları, ışık istekleri, nem istekleri ve tepe gelişimleri gibi özellikler bakımından birbirlerinden farklılık gösterirler. Bir çam ağacının kökleri toprağın derinlerine kadar iner ve bu sayede kuraklığa dayanıklılık gösterir. En sıcak yazlarda ve kurak topraklarda bütün kanaatkârlığıyla yaşamına devam edebilse bile, özellikle genç yaşlarda gölgede kalmaya asla tahammül edemez. Eğer uzun süre gölgede kalırsa ışığı yeterli alamadığı için kurur. Diğer taraftan bir göknar ağacı 50 veya 100 yıl kadar bir ağacın gölgesinde kalsa, alabildiği az ışıkla yetinir ve yaşamına devam eder. Ta ki üzerindeki ağacın gölgesi ortadan kalkana dek… Yanındaki ağacın baskısından kurtulan göknar hızla büyümesine devam eder ve ormanın tepesinde yerini alır. Ama göknarlar çamlar gibi kuraklığa dayanamazlar. Yayılış gösterdikleri yerlerde yağış sorununun olmaması gerekir. Bir yerde yağış sorunu varsa göknarı veya kardeş türü ladini orda göremezsiniz. Çam ve göknarla ilgili verilen bu örnekler, diğer ağaç türleri için de geçerlidir. Örnekler artırılabilir ama biz, çamlar ve göknar bu örneklerde bize neyi gösterdi, ona değinelim. Kuraklık bir ağaç için ölümcüldür. Sıcaklıktan ve kuraklıktan kaynaklı koşullar ağacın bünyesindeki suyu yavaş yavaş kaybetmesine ve kurumasına neden olur. Ama çamlar kök sistemleri sayesinde toprağın derinliklerine inerek taban suyuna ulaşır ve böylece en kurak yazlarda bile yaşamına devam edebilir. Her insanın kurak yazlarda bitkilerin yaşadığı sıkıntılar gibi yaşamsal nitelikte sorunlarla karşılaşması mümkündür. Çam ağacının kökleri gibi, her insanın bu sıkıntılara karşı kendisini ayakta tutacak bir yeteneği mutlaka vardır. Bu yeteneğini keşfeden , içinde bulunduğu zorluklara direnç göstermekle kalmaz, sonraki süreçte yaşayacağı sıkıntılara karşı daha güçlü olur. Bir insanın çevresinde göknarı gölgede bırakan ağaçlar gibi kaynağını kesen, ilerlemesine müsaade etmeyen veya sürekli olumsuz düşüncelerle aklını bulandıran kişiler olabilir. Belki bir akraba, belki bir arkadaş, belki de insanın kendisi… Göknar gibi insanın da olumsuzlukların ve imkânsızlıkların kendisini tüketmesine müsaade etmemesi gerekir. O sıkıntı veya baskı ortadan kalktığında insanın hedeflerine ulaşabilmesi için olmazsa olmaz bir gerekliliktir bu. İnsanın, göknardan farkı; yolun açılmasını beklemeden, yolunu kendisinin açabilmesidir. Tabi bu olumsuzluğu mecburiyet gibi kabul etmezsek. Buna da kayını örnek verebiliriz. Kayın ne kadar heybetli gövdeler oluştursa da özellikle de genç yaşlarda çok uzun süre gölgede kalırsa tepe tomurcuğunu kaybeder. Tepe tomurcuğu olmayan ağaç boy büyümesi yapamaz ve zamanla kuruyabilir. Kayın tepe tomurcuğunu kaybedince yaşamasına devam eder ama kendine baskı yapan ağaç yok olduğunda tekrar büyümesine devam edemez ve yaşamının geri kalan kısmına bodur bir çalı olarak devam eder. Göknar olmak da kayın olmak da insanın kendi elinde.

Çam ve göknarların güçlü yönleri olsa da zayıf yönleri de vardır. Çamların zayıf noktası “ışık” tır, göknarın “su”. İnsan da öyledir. Güçlü noktaları da var, zayıf noktaları da. Hangi konularda iyi hangi konularda zayıf olduğunu bilmek insanı güçlü yapar. Bir ağaç zayıf yönlerine denk gelen bir sıkıntı yaşamadığı müddetçe diğer bütün zorluklara dayanabilir. Çamlar ışık bulduğu sürece kuraklığa, göknarlar su bulduğu sürece ışıksızlığa dayanabilir. İnsanoğlu da kendisini sendeletecek zayıf yönlerini güçlü tutabildiği sürece karşılaştığı bütün zorluklara dayanabilir.

Dünya üzerinde ne kadar ağaç türü varsa, kendisini var eden, kendine özgü bir özelliği mutlaka vardır. Her insanı da var eden bir özelliği mutlaka olduğu gibi. Eski zamanlarda ağaçlar ve insanlar arasındaki bu benzerlik “Kelt astrolojisi” ile ortaya konmuş ve bu benzerliğe dayanarak bir burç takvimi bile oluşturulmuştur. Kelt astrolojisinde insanların doğum tarihlerine göre karakteri bir ağaç türü ile sembolize edilmiştir. Örneğin 12 - 24 Ocak arası doğumlular karaağaç, 25 Ocak-3 Şubat arası doğumlular selvi ile sembolize edilir. Bu astrolojide ağaç tür sayısı 12 ile sınırlandırılmış olsa da, ağaç türlerindeki çeşitlilik gibi belki de her ağaç türünü temsil edecek karakterde bir de insan vardır.

Kişisel gelişim kitaplarında karşımızdaki insana iyi bir etki bırakabilmek için ayna karşısına geçip mümkün olduğunca doğal “gülümseme” provalarının yapılması önerilmektedir. Dışardan bakıldığında doğal görülse ve insan üzerinde iyi bir etkisi olsa da özde yapmacık olan bu tebessümler insanı gerçek benliğinden uzaklaştırmakta ve sahte bir dost ve arkadaş ortamında yaşamaya mahkûm etmektedir. Doğada ise böyle bir sahteliği asla göremezsiniz. Doğadaki tek sahtelik canlıların düşmanlarından korunmak için büründükleri kamuflajdan ibarettir. Tabi buna sahtelik denirse. Bir ağaç tabiattaki bu doğallığın en büyük örneğidir. Ağaçlık bir alana girdiğimizde hissettiğimiz huzur bundan olsa gerek. Ağaç neyse odur. Bir kayın ağacı meşe ormanında tek kalsa bile onlardan olmak için meşe yaprağı açmaz.

Dış etkilere dayanıklı ormanlar çoğunlukla farklı türlerin bir arada bulunduğu ormanlardır. Bir ormanda sadece çamlar gibi iğne yapraklı türler varsa küçük bir ateş bile bu ormanı çok kısa bir sürede küle çevirebilir. Ama bu ormanın içinde kayın ve meşe gibi geniş yapraklı türlerde varsa ormandaki yangın çok şiddetli olmadığı sürece bu ağaçları geçip diğer ağaçlara ulaşamaz. Kök yapısı bakımından da sadece sığ köklü türlerin bulunduğu ormanı bir fırtına bir gecede yere serebilir. Ama bu ormanda kazık köklü türler varsa, rüzgârın yıkıcı etkisi bu ağaçlara değince bertaraf olur ve orman dimdik ayakta kalmaya devam eder. Ağaçlar arasındaki bu farklılıklar doğanın zenginliğidir ve doğanın gücüdür. İnsanlar için de öyle. Farklılıklarımız aslında bizi, içinde bulunduğumuz toplumu güçlü kılar. Kültür, eğitim, ırk, düşünce vb. gibi farklılıklar bir toplumun zenginliği ve gücüdür.

İnancımız ve sosyal kültürümüzde de insanın hayatına rehber olacak örneklemelerde “ağaç” ile ilgili örneklerle karşılaşmak mümkündür. “Ağaç yaş iken eğilir” atasözü en bilinen örnektir. Ağacın erdemini işaret eder şekilde mesnevi de Mevlana (satır no 2090) “Bu ağaçlar daim ölüler gibi, topraktan ellerini açarak kalkarlar. Halka boyuna bir şeyler işaret edip dururlar, ama herkes buna vakıf değildir” demektedir. Ayrıca, sonbahar serinliğinin ağaçlarda yaprak dökümüne neden olmasına ve ilkbahar serinliğinde ağaçların canlanışına işaret ederek, sonbahar serinliğinin insanı hasta ederken, ilkbahar serinliğin insanı canlandıracağını söyler. Yine Mevlana “Çok yemek ve içmek suretiyle kalplerini öldürmeyiniz. Çünkü kalp fidan gibidir. Fidana çok su verdiğinizde nasıl sararıp solarsa, kalp de fazla su ile ölür” hadisine dayanarak, fidanı boğan fazla su gibi fazla yeme ve içmenin de insan kalbini manen öldürdüğüne, zekâ ve anlayış kıtlığına neden olduğuna işaret eder.

Bununla birlikte Kuran-ı Kerimde İbrahim süresinin 24 ve 26. ayetlerinde güzel söz kökü sabit (yerde), dalları gökte olan güzel bir ağaca, kötü söz de yerden koparılmış, kökü olmayan bir ağaca benzetilir. Köküyle bağı kopmuş bir ağaç kuruyup yok olmaya, kötü söz de o şekilde sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Ağaç devrilmiş ise sadece “odun” olarak değeri kalır, diğer bütün faydalarını kaybeder. Güzel söz de sahibini yaşayan bir ağaç gibi faydalı kılar.  

Ağaç ve insana dair buraya kadar anlatmaya çalıştığım her konu için sosyal yaşantımızdan daha fazla örnek vermek mümkündür. Ancak verdiğim örneklerle de bir ağacın sadece bir odun olmadığını gösterebildiğimi ümit ediyorum. İçinden çıkamadığınız sorunlarla karşılaştığınızda ağaçlara bakın, onlar size yol gösterecektir.

Dr. Öğr. Üyesi Aşkın GÖKTÜRK
Artvvin Çoruh Ün. Orman Fakültesi



1067 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Takvim
Hava Durumu
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam1
Toplam Ziyaret40570